#erhancihangiroğlu

908 posts

“Anılar çok değerlidir, insan her zaman onları şiirsel renklerle süsler.” #tarkovski 🧿 Sergim 24 Ekim Perşembe @galeri_a_izmir de açılıyor.🧚🏻‍♂️ Afiş Görseli: Eski Zaman Eski Çocukluk II
#erhancihangiroğlu #sergi #izmir #art #artexhibition

“Anılar çok değerlidir, insan her zaman onları şiirsel renklerle süsler.” #tarkovski 🧿 Sergim 24 Ekim Perşembe @galeri_a_izmir de açılıyor.🧚🏻‍♂️ Afiş Görseli: Eski Zaman Eski Çocukluk II #erhancihangiroğlu #sergi #izmir #art #artexhibition - 2 days ago

549 Likes
11 Comments
0
Sanatla büyümenin sırrı vardır elbet 😉.
#ogrenciler #sanat #resim #2.sinif #erhancihangiroğlu  #picasso #superkahramanim @ziyapasailkokulu

Sanatla büyümenin sırrı vardır elbet 😉. #ogrenciler #sanat #resim #2 .sinif #erhancihangiroğlu #picasso #superkahramanim @ziyapasailkokulu - 6 days ago

48 Likes
1 Comments
0
Insan bazen kendi isigini goremez gozlerini kapar kendi yildizina.. Cunku gozleri oyle kamasmistir ki baskalarinin sozde isigindan! kendini anlayamaz, goremez.. Boylece degersizlesir, yitip gider bu duygusuz, oyuncu ruhlarin arasinda... Oynayamaz cunku,  onlar gibi rol yapamaz ki bu yuzden de parlayamaz sozde! parlak ruhlarin arasinda... Ozune ters olamazsan eger diskalifiye olmayi kabullenmissindir demektir bu hayatta... Diskalifiye olmaya 🥂🥂🌟 DA 
#Repost @erhancihangiroglu
• • • • • •
Sen Aydınlatırsın Geceyi III ‘19
48*36 Kağıt üzerine akrilik 
#erhancihangiroğlu #art #paint #seastar #erhancihangiroglu

Insan bazen kendi isigini goremez gozlerini kapar kendi yildizina.. Cunku gozleri oyle kamasmistir ki baskalarinin sozde isigindan! kendini anlayamaz, goremez.. Boylece degersizlesir, yitip gider bu duygusuz, oyuncu ruhlarin arasinda... Oynayamaz cunku, onlar gibi rol yapamaz ki bu yuzden de parlayamaz sozde! parlak ruhlarin arasinda... Ozune ters olamazsan eger diskalifiye olmayi kabullenmissindir demektir bu hayatta... Diskalifiye olmaya 🥂🥂🌟 DA #Repost @erhancihangiroglu • • • • • • Sen Aydınlatırsın Geceyi III ‘19 48*36 Kağıt üzerine akrilik #erhancihangiroğlu #art #paint #seastar #erhancihangiroglu - 7 days ago

54 Likes
0 Comments
0
GÖÇ ' müş🍁 
#ahhhhhhhhh 
#erhancihangiroğlu

GÖÇ ' müş🍁 #ahhhhhhhhh #erhancihangiroğlu - 8 days ago

41 Likes
0 Comments
0
6. Kişisel sergim “Mühürlemiş Zaman” 
24 Ekim’de, İzmir’de Galeri A’da açılıyor 🎈
@galeri_a_izmir #erhancihangiroğlu #soloexhibition #art

6. Kişisel sergim “Mühürlemiş Zaman” 24 Ekim’de, İzmir’de Galeri A’da açılıyor 🎈 @galeri_a_izmir #erhancihangiroğlu #soloexhibition #art - 8 days ago

790 Likes
27 Comments
0
İyi günler çenesi hiç durmayan kuruntu hanım, 
iyi günler ondan aşağı kalmayan üzüntü yanım,
size de iyi günler acı bey,
sizin de gününüz iyi olmalı mutsuzluk ağabey,
Oooo, hayırlı işler panik birader!

Bugün sizin gününüz...
Gülünüz.

Yarın elbet benim... Yarın benim. Bizim... (TUĞBA’M)

#geçecekmi #hayat #edebiyat #sözler #anlamlısözler #ozlem #can #neden #erhancihangiroğlu

İyi günler çenesi hiç durmayan kuruntu hanım, iyi günler ondan aşağı kalmayan üzüntü yanım, size de iyi günler acı bey, sizin de gününüz iyi olmalı mutsuzluk ağabey, Oooo, hayırlı işler panik birader! Bugün sizin gününüz... Gülünüz. Yarın elbet benim... Yarın benim. Bizim... (TUĞBA’M) #geçecekmi #hayat #edebiyat #sözler #anlamlısözler #ozlem #can #neden #erhancihangiroğlu - 11 days ago

275 Likes
7 Comments
0
mucize...
.......
@erhancihangiroglu çizimleri🙏
#erhancihangiroğlu

mucize... ....... @erhancihangiroglu çizimleri🙏 #erhancihangiroğlu - 13 days ago

30 Likes
0 Comments
0
Alice Miller, gerçek duygularını bastırmak zorunda kalan çocuğun, artık anne-babasına duyduğu sevginin pek de sevgi olmayan, hastalıklı bir bağlanma, korku ve görev duygusunun karışımı bir şeye dönüştüğünü ve görüntüden ibaret olduğunu söylüyor. Kişi çocuklarından ya da arkadaşlarından bu tür bir sevgiyi talep etmeyi bıraktığı ve dayatılan ahlakî emirlere uymaya çalışmaya son verdiği an, sevgi hissinin de kendiliğinden ortaya çıktığını, gerçek sevginin, kişi sadece kendisini özgür hissettiğinde, olumsuz duygular dahil olmak üzere bütün duygulara açık olduğunda mümkün olabileceğini vurguluyor: "Bir çocuk dünyaya geldiği zaman, ebeveynlerinden en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgidir; yani şefkat, dikkat, ilgi, korunma, dostluk ve iletişim kurma isteğidir. Bunlar sağlandığı takdirde, bedenleri hayatları boyunca bu iyi anıları taşıyacaktır ve sonra yetişkinler olarak aynı sevgiyi kendi çocuklarına aktarabileceklerdir. Ancak durum böyle değilse, çocuklar hayatları boyunca ilk hayati ihtiyaçlarının tatmin edilmesine dair bir özlemle başbaşa kalacaklardır. Hayatlarının geri kalanında bu özlem, başka insanlara yönelik olacaktır. Buna karşılık, çocuklar 'yetiştirme' adı altında ne kadar acımasız bir şekilde sevgiden mahrum bırakılır, yadsınır ya da kötü muamele görürse, yetişkin oldukları zaman –en çok ihtiyaç duyduklarında o sevgiyi vermeyen- aynı anne babaya ya da onların yerindeki kişilere o kadar çok bel bağlayacaklardır. Bu bedenin normal bir tepkisidir. Beden tam olarak neye ihtiyaç duyduğunu bilir, mahrum kaldıklarını unutamaz, mahrumiyet ya da boşluk oradadır, doldurulmayı bekler." (Beden Asla Yalan Söylemez'den)
.
🌿Buradaki “kötü muamele”yi sadece dayak ya da bağırma gibi anlamamak gerek. Çocuğumuza bu tür bir sevgi göstermenin yolu çocuğun hislerini anlamak, çocuğa  bu hislere uygun şekilde muamele etmek, çocuğu her şeyiyle ve bütün hisleriyle kabul etmektir. Çocuktan bizi kafamızdaki anne-baba sevgisi kalıplarına göre sevmesini, bize öfkelenmemesini, karşı çıkmamasını beklemek de kötü muameledir. Bu şekilde bizden “ayrı” bir varlık olarak kabul edemediğimiz çocuk, sevildiğini hissedemeyecek ve ömrü boyunca bu sevgiyi başkalarında arayacaktır. 👇DEVAMI 👇

Alice Miller, gerçek duygularını bastırmak zorunda kalan çocuğun, artık anne-babasına duyduğu sevginin pek de sevgi olmayan, hastalıklı bir bağlanma, korku ve görev duygusunun karışımı bir şeye dönüştüğünü ve görüntüden ibaret olduğunu söylüyor. Kişi çocuklarından ya da arkadaşlarından bu tür bir sevgiyi talep etmeyi bıraktığı ve dayatılan ahlakî emirlere uymaya çalışmaya son verdiği an, sevgi hissinin de kendiliğinden ortaya çıktığını, gerçek sevginin, kişi sadece kendisini özgür hissettiğinde, olumsuz duygular dahil olmak üzere bütün duygulara açık olduğunda mümkün olabileceğini vurguluyor: "Bir çocuk dünyaya geldiği zaman, ebeveynlerinden en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgidir; yani şefkat, dikkat, ilgi, korunma, dostluk ve iletişim kurma isteğidir. Bunlar sağlandığı takdirde, bedenleri hayatları boyunca bu iyi anıları taşıyacaktır ve sonra yetişkinler olarak aynı sevgiyi kendi çocuklarına aktarabileceklerdir. Ancak durum böyle değilse, çocuklar hayatları boyunca ilk hayati ihtiyaçlarının tatmin edilmesine dair bir özlemle başbaşa kalacaklardır. Hayatlarının geri kalanında bu özlem, başka insanlara yönelik olacaktır. Buna karşılık, çocuklar 'yetiştirme' adı altında ne kadar acımasız bir şekilde sevgiden mahrum bırakılır, yadsınır ya da kötü muamele görürse, yetişkin oldukları zaman –en çok ihtiyaç duyduklarında o sevgiyi vermeyen- aynı anne babaya ya da onların yerindeki kişilere o kadar çok bel bağlayacaklardır. Bu bedenin normal bir tepkisidir. Beden tam olarak neye ihtiyaç duyduğunu bilir, mahrum kaldıklarını unutamaz, mahrumiyet ya da boşluk oradadır, doldurulmayı bekler." (Beden Asla Yalan Söylemez'den) . 🌿Buradaki “kötü muamele”yi sadece dayak ya da bağırma gibi anlamamak gerek. Çocuğumuza bu tür bir sevgi göstermenin yolu çocuğun hislerini anlamak, çocuğa bu hislere uygun şekilde muamele etmek, çocuğu her şeyiyle ve bütün hisleriyle kabul etmektir. Çocuktan bizi kafamızdaki anne-baba sevgisi kalıplarına göre sevmesini, bize öfkelenmemesini, karşı çıkmamasını beklemek de kötü muameledir. Bu şekilde bizden “ayrı” bir varlık olarak kabul edemediğimiz çocuk, sevildiğini hissedemeyecek ve ömrü boyunca bu sevgiyi başkalarında arayacaktır. 👇DEVAMI 👇 - 18 days ago

946 Likes
31 Comments
0
İyi akşamlar olsun 🍭
#erhancihangiroğlu #cat #art #drawing #paint #love

İyi akşamlar olsun 🍭 #erhancihangiroğlu #cat #art #drawing #paint #love - 19 days ago

1,909 Likes
34 Comments
0
Problemli Çocuk Yoktur 🎈Gaye Elmas Ünver (@gayeelmasunver) çocuğuna kendisinden hiç beklemediği şekilde davrandığını görür görmez bir psikoterapist randevusu aldığını söylemişti. Psikoterapist, Gaye Hanım’a “Bana gelen on kişiden biri gerçekten fayda sağlar ve siz o onda birlik kesimden olacaksınız. Çünkü siz buraya ‘Çocuğum problemli’ diyerek gelmediniz, ‘Ben problemliyim’ diyerek geldiniz” demiş. Çok yazık ki toplumun ezici çoğunluğu “Çocuk problemli” diyen yetişkinlerden oluşuyor. Anne yahut baba çocuğuna kızdığında, el kaldırdığında, istemediği bir şekilde davrandığında “Ben bunu yapacak insan değilim. Bu çocuk sabrımı taşırdı, beni bu hale getirdi. Suç çocukta!” diye düşünür ve herkes de bu düşünceyi destekler. Halbuki, kendisi de bir anne olan psikolog Tuğba Korkmaz’ın dediği gibi, “Anne olunca, insanın bütün travmaları, kompleksleri, zaafları, geçmiş kırıklıkları ayna gibi karşısına çıkıyor.” 🎈Koşulsuz seven ve affeden, sınırsız hoşgörüsü olan, yerleşik kabulün aksine anne-baba değil, çocuktur. Çocuk anne-babasını anne-babası ona nasıl davranırsa davransın sever ve zaten çocuğun dramı da buradadır. Anne baba, ne yaparsa yapsın çocuğun onu bir şekilde sevmeye ve saymaya devam edeceğini, affedeceğini içten içe bildiği için böyle rahattır. Alice Miller “Ana-babanın çocuğa bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığı kötü muamele, çocuğun sevgisi sayesinde meydana çıkmaktan korunur.” diyor. Çok ağır suistimale uğramış ve devlet tarafından alıkonulmuş çocuklar bile, öfke, kırgınlık gibi hislerinin yanında anne-babalarını yine de sevmekten kendilerini alamazlar. Çocuk anne-babasını sevmeyi çok istediği için onlara karşı böyle sınırsız şekilde hoşgörülü ve affedicidir ve maalesef anne-babanın yaptığı -durumu fark edemezse- özetle, bunu kötüye kullanmak olur. Evet, bu sevginin kökenini her ne ile açıklarsanız açıklayın, bütün çocuklar ama bütün çocuklar anne-babalarını severler ve içimize işlemiş bu durum canlıların doğasında vardır. Davranış bilimcisi Konrad Lorenz, doğduğunda ilk gördüğü şey kırmızı çizmeler olan ve bu çizmelerle duygusal bağ geliştiren, her yerde bu kırmızı çizmelerin peşinden giden kazın hikayesini anlatır. 👇DEVAMI 👇

Problemli Çocuk Yoktur 🎈Gaye Elmas Ünver (@gayeelmasunver ) çocuğuna kendisinden hiç beklemediği şekilde davrandığını görür görmez bir psikoterapist randevusu aldığını söylemişti. Psikoterapist, Gaye Hanım’a “Bana gelen on kişiden biri gerçekten fayda sağlar ve siz o onda birlik kesimden olacaksınız. Çünkü siz buraya ‘Çocuğum problemli’ diyerek gelmediniz, ‘Ben problemliyim’ diyerek geldiniz” demiş. Çok yazık ki toplumun ezici çoğunluğu “Çocuk problemli” diyen yetişkinlerden oluşuyor. Anne yahut baba çocuğuna kızdığında, el kaldırdığında, istemediği bir şekilde davrandığında “Ben bunu yapacak insan değilim. Bu çocuk sabrımı taşırdı, beni bu hale getirdi. Suç çocukta!” diye düşünür ve herkes de bu düşünceyi destekler. Halbuki, kendisi de bir anne olan psikolog Tuğba Korkmaz’ın dediği gibi, “Anne olunca, insanın bütün travmaları, kompleksleri, zaafları, geçmiş kırıklıkları ayna gibi karşısına çıkıyor.” 🎈Koşulsuz seven ve affeden, sınırsız hoşgörüsü olan, yerleşik kabulün aksine anne-baba değil, çocuktur. Çocuk anne-babasını anne-babası ona nasıl davranırsa davransın sever ve zaten çocuğun dramı da buradadır. Anne baba, ne yaparsa yapsın çocuğun onu bir şekilde sevmeye ve saymaya devam edeceğini, affedeceğini içten içe bildiği için böyle rahattır. Alice Miller “Ana-babanın çocuğa bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığı kötü muamele, çocuğun sevgisi sayesinde meydana çıkmaktan korunur.” diyor. Çok ağır suistimale uğramış ve devlet tarafından alıkonulmuş çocuklar bile, öfke, kırgınlık gibi hislerinin yanında anne-babalarını yine de sevmekten kendilerini alamazlar. Çocuk anne-babasını sevmeyi çok istediği için onlara karşı böyle sınırsız şekilde hoşgörülü ve affedicidir ve maalesef anne-babanın yaptığı -durumu fark edemezse- özetle, bunu kötüye kullanmak olur. Evet, bu sevginin kökenini her ne ile açıklarsanız açıklayın, bütün çocuklar ama bütün çocuklar anne-babalarını severler ve içimize işlemiş bu durum canlıların doğasında vardır. Davranış bilimcisi Konrad Lorenz, doğduğunda ilk gördüğü şey kırmızı çizmeler olan ve bu çizmelerle duygusal bağ geliştiren, her yerde bu kırmızı çizmelerin peşinden giden kazın hikayesini anlatır. 👇DEVAMI 👇 - 21 days ago

942 Likes
39 Comments
0
Çocuğu herhangi bir şeyle tehdit etmekle onu gerçekten yapmak arasında büyük fark yoktur. Çocuklar, sadece tehditten ibaret tehditlerinizin sadece tehditten ibaret olduğunu anlayamazlar, onları meşru, gerçek ihtimaller olarak düşünür ve onlardan böyle etkilenirler. 🎈Bütün anne ve babalar kendi travmalarının acısını, o travmayı aşamadıkları ve çözümleyemedikleri, kendi anne-babalarının o travmadaki suçunu tam manasıyla kabul edemedikleri takdirde çocuklarına çektirirler. "Anne-babayı affetme", "Anne-babanın hatasını mazur görme", "Olaya anne-babanın açısından bakarak anne-babayı anlamaya çalışma" gibi iyi niyetli görünen söylemler sonucu olan şey söylendiği gibi "affetme" ya da "huzura kavuşma" değildir. Bu söylemler sonucu olan şey, en önemli şeyleri hasıraltı etme, sorunlarımızı çözebilmemiz için muhakkak görmemiz gereken şeyleri görmekten kaçmadır; bu söylemler fayda değil zarar getirir. 🎈Mesela kadınlar, kız çocuk oldukları için gördükleri ve bir şekilde kabul ettikleri eziyeti, oğullarına değil kızlarına yaşatırlar. Kişi, uğruna feda edildiği şeyi körü körüne benimser. Bu döngüyü kırabilmesi için, kendisine yapılan şeyin "istismar" olduğunu açıkça, korkmadan, istismarcıyı "Ama o da..." gibi aklamaya çalışmadan söyleyebilmesi "şart". 🎈Çocuğa anne-babasının, yetişkinlerin gözünden bakarız; çünkü biz de artık yetişkin haline gelmişizdir, dünya yetişkin kurallarıyla düzenlenmiş bir yerdir ve biz de o yetişkin dünyanın kurallarını çoktan içselleştirmişizdir, ve çocuğun anne-babasını ve dünyasını çocuktan daha öncesinden tanıyoruzdur, çocuk “yeni”dir. (Fildişi Kuyu ve Yazma Cesareti kitaplarımda çocuk arketipinin neden ve nasıl yeniye, yaratıcılığa, değişim ve gelişime karşılık geldiğini anlatmaya çalıştım; bu konuda daha kapsamlı bilgi için bu iki kitaba göz atabilirsiniz) Bu açıdan bakıldığında “çocuk”, dünyadaki en değerli varlıktır, çünkü "yeni"dir, anne ve babanın birleşiminden olmasına rağmen onlardan ayrı olan, nitekim onlardan ayrı olduğu için ve onlardan ayrı olabildiği ölçüde değerli olabilen bir varoluş biçimini temsil eder. Çocuğun ayrılığı, onu doğuran şeyden, doğduğu ortamdan, çevresinden, annesindendir. 👇 DEVAMI YORUMDA 👇

Çocuğu herhangi bir şeyle tehdit etmekle onu gerçekten yapmak arasında büyük fark yoktur. Çocuklar, sadece tehditten ibaret tehditlerinizin sadece tehditten ibaret olduğunu anlayamazlar, onları meşru, gerçek ihtimaller olarak düşünür ve onlardan böyle etkilenirler. 🎈Bütün anne ve babalar kendi travmalarının acısını, o travmayı aşamadıkları ve çözümleyemedikleri, kendi anne-babalarının o travmadaki suçunu tam manasıyla kabul edemedikleri takdirde çocuklarına çektirirler. "Anne-babayı affetme", "Anne-babanın hatasını mazur görme", "Olaya anne-babanın açısından bakarak anne-babayı anlamaya çalışma" gibi iyi niyetli görünen söylemler sonucu olan şey söylendiği gibi "affetme" ya da "huzura kavuşma" değildir. Bu söylemler sonucu olan şey, en önemli şeyleri hasıraltı etme, sorunlarımızı çözebilmemiz için muhakkak görmemiz gereken şeyleri görmekten kaçmadır; bu söylemler fayda değil zarar getirir. 🎈Mesela kadınlar, kız çocuk oldukları için gördükleri ve bir şekilde kabul ettikleri eziyeti, oğullarına değil kızlarına yaşatırlar. Kişi, uğruna feda edildiği şeyi körü körüne benimser. Bu döngüyü kırabilmesi için, kendisine yapılan şeyin "istismar" olduğunu açıkça, korkmadan, istismarcıyı "Ama o da..." gibi aklamaya çalışmadan söyleyebilmesi "şart". 🎈Çocuğa anne-babasının, yetişkinlerin gözünden bakarız; çünkü biz de artık yetişkin haline gelmişizdir, dünya yetişkin kurallarıyla düzenlenmiş bir yerdir ve biz de o yetişkin dünyanın kurallarını çoktan içselleştirmişizdir, ve çocuğun anne-babasını ve dünyasını çocuktan daha öncesinden tanıyoruzdur, çocuk “yeni”dir. (Fildişi Kuyu ve Yazma Cesareti kitaplarımda çocuk arketipinin neden ve nasıl yeniye, yaratıcılığa, değişim ve gelişime karşılık geldiğini anlatmaya çalıştım; bu konuda daha kapsamlı bilgi için bu iki kitaba göz atabilirsiniz) Bu açıdan bakıldığında “çocuk”, dünyadaki en değerli varlıktır, çünkü "yeni"dir, anne ve babanın birleşiminden olmasına rağmen onlardan ayrı olan, nitekim onlardan ayrı olduğu için ve onlardan ayrı olabildiği ölçüde değerli olabilen bir varoluş biçimini temsil eder. Çocuğun ayrılığı, onu doğuran şeyden, doğduğu ortamdan, çevresinden, annesindendir. 👇 DEVAMI YORUMDA 👇 - 22 days ago

803 Likes
31 Comments
0
Çocuğa hiyerarşi aşılarsak çocuk ya ona biçtiğimiz “alt” konumu benimseyerek büyüyünce de o konumdan çıkamaz ya da yaşının yeterince kemale erdiğini düşündüğünde yaşça kendisinden küçük olanları saygı söylemi altında bir şekilde ezer. Yani insan bu baskıyı ya kendisine ya başkalarına yönlendirir; ama her iki durumda da kişi aynı istismarın mağduru. Neden ve ne şekilde istismar edildiğimizi anlamadığımız/göremediğimiz/kabul etmediğimiz sürece bu istismarı aşabilmemiz mümkün değil. 🎈Bir çocuğa büyüklerin çocuklar kadar enerjisi olmadığını, bu nedenle mesela otobüste bir yetişkinin ayakta durmasının bir çocuğunki kadar kolay olmayabileceğini söylebilirsiniz; nitekim işin aslı, gerçeği de budur. Ben size çocuğa karşı her konuda açık, dürüst ve içten olmayı teklif ediyorum. Bırakın çocuğunuz ezilmeyi değil, merhametli, eliaçık ve özverili olmayı öğrensin; bir yetişkine kendi yerini vermeyi kendisi seçsin. Yetkin şekilde iyiliksever olmanın gücünü, hissini çocuğunuzdan esirmegeyin. Çocuk güçlü, merhametli, yüce gönüllü olmayı ancak bu şekilde öğrenebilir. Kendi yerini kendisi veren ve bunu yapmanın gururunu yaşayan çocukla yetişkinin hak ettiği yere oturmayan çocuğun psikolojisi arasında büyük fark vardır; bu çocukların aynı şeyi yapıyor gibi göründüğü gözünüzü aldatmasın. 🎈Bir çocuğun mutlu bir yetişkine evrilebilmesi için anne-baba olarak yapabileceğimiz tek bir şey ama tek bir şey var: Çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak. Dünya dört yandan, çocuğa kendisini değersiz hissettirmek, çocuğun özgüvenini baltalamak için uğraşıyor. Kendinden menkul bir değeri olduğu hissini verebildiğimiz çocuk, mesela üniversite sınavını kazanamadığında, istediği gibi bir iş bulamadığında bir miktar üzülebilse de yaralanmayacaktır, benliğinin değersiz olduğunu duymayacaktır. Değersiz olduğunu hissettirdiğimiz çocuk ise, girdiği her sınavda derece yapsa bile kendisini başarısız, yetersiz bulur, kendi değerini yaratmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın değersizlik hissini aşamaz. Kendisine oturacak bir yeri bile layık görmediğimiz çocuk, kendisinin değerli olduğunu nasıl hissedebilir? 
TABLO: @erhancihangiroglu (DEVAMI 👇👇)

Çocuğa hiyerarşi aşılarsak çocuk ya ona biçtiğimiz “alt” konumu benimseyerek büyüyünce de o konumdan çıkamaz ya da yaşının yeterince kemale erdiğini düşündüğünde yaşça kendisinden küçük olanları saygı söylemi altında bir şekilde ezer. Yani insan bu baskıyı ya kendisine ya başkalarına yönlendirir; ama her iki durumda da kişi aynı istismarın mağduru. Neden ve ne şekilde istismar edildiğimizi anlamadığımız/göremediğimiz/kabul etmediğimiz sürece bu istismarı aşabilmemiz mümkün değil. 🎈Bir çocuğa büyüklerin çocuklar kadar enerjisi olmadığını, bu nedenle mesela otobüste bir yetişkinin ayakta durmasının bir çocuğunki kadar kolay olmayabileceğini söylebilirsiniz; nitekim işin aslı, gerçeği de budur. Ben size çocuğa karşı her konuda açık, dürüst ve içten olmayı teklif ediyorum. Bırakın çocuğunuz ezilmeyi değil, merhametli, eliaçık ve özverili olmayı öğrensin; bir yetişkine kendi yerini vermeyi kendisi seçsin. Yetkin şekilde iyiliksever olmanın gücünü, hissini çocuğunuzdan esirmegeyin. Çocuk güçlü, merhametli, yüce gönüllü olmayı ancak bu şekilde öğrenebilir. Kendi yerini kendisi veren ve bunu yapmanın gururunu yaşayan çocukla yetişkinin hak ettiği yere oturmayan çocuğun psikolojisi arasında büyük fark vardır; bu çocukların aynı şeyi yapıyor gibi göründüğü gözünüzü aldatmasın. 🎈Bir çocuğun mutlu bir yetişkine evrilebilmesi için anne-baba olarak yapabileceğimiz tek bir şey ama tek bir şey var: Çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak. Dünya dört yandan, çocuğa kendisini değersiz hissettirmek, çocuğun özgüvenini baltalamak için uğraşıyor. Kendinden menkul bir değeri olduğu hissini verebildiğimiz çocuk, mesela üniversite sınavını kazanamadığında, istediği gibi bir iş bulamadığında bir miktar üzülebilse de yaralanmayacaktır, benliğinin değersiz olduğunu duymayacaktır. Değersiz olduğunu hissettirdiğimiz çocuk ise, girdiği her sınavda derece yapsa bile kendisini başarısız, yetersiz bulur, kendi değerini yaratmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın değersizlik hissini aşamaz. Kendisine oturacak bir yeri bile layık görmediğimiz çocuk, kendisinin değerli olduğunu nasıl hissedebilir? TABLO: @erhancihangiroglu (DEVAMI 👇👇) - 23 days ago

881 Likes
71 Comments
0
Bizim “Ah, anne yüreği işte!” diyerek iç geçirdiğimiz şey çoğu zaman, annenin çocuktan önce de var olan güvensizlikleri, evhamları, zaafları, kişisel zayıflıklarıdır ki bunlar çocuk doğunca ona yöneltilmiştir. Çocuğun ona bakanlara tamamen bağlı, korunmasız bir varlık olması, bakımını üstlenen kişilerin bu duygularını onda dilediğince yaşayabilmesi için eşsiz bir imkan oluşturur. Bu durumda, annenin, olabileceği en korkunç insana çocuğuna karşı dönüşmesi için her tür psikolojik mekanizma hazır ve mevcuttur. Buna bir de çevrenin desteği eklenir. Ne de olsa anne/baba, çocuğunu hastanelik edecek kadar dövmediği, açlığa terk etmediği, ona cinsel tacizde bulunmadığı ve bulunulmasına da göz yummadığı takdirde ne yaparsa yapsın herkes tarafından alkışlanacak, başkalarına sert yahut fazla gelen tepkileri de “anne/baba yüreği”, “çocuğun iyiliği için” gibi yüceltmelerle geçiştirilecektir. Normalde bağıran bir insan değilseniz ve kendinizi çocuğunuza bağırırken buluyorsanız bu, çocuğunuz kötü bir çocuk olduğu için değil, ne çocuk ne de bir başkası siz bunu yaptığınızda sizi gerçekten eleştirmeyeceği içindir. Evet, insan çocukluğudur. Kişinin gerçek kimliğinin, anne/baba olunca ortaya çıktığı gibi. 📌Anne-babalık tecrübesinin herkesi değiştirdiğini söylemiştim. Bu sözü aslında, “Anne/baba olmak, kimseyi değiştirmez; ancak insanın gerçek kişiliğini ortaya çıkarır” şeklinde de değiştirebiliriz. Bir insan, çocuklara nasıl davranıyorsa o’dur; ama bir insan en çok, kendi çocuğuna davranırken kimse o’dur. Şöyle düşünelim. Bir insanın gerçek kalitesini, normalde değil, öfkelendiğinde, kendisini çaresiz hissettiğinde nasıl davrandığı, öfkelendiği kimselere nasıl, ne şekilde tepki verdiği gösterir, değil mi? Bir insanın en çok öfkelendiği kişi çocuğudur; çünkü insanın, kendisine ait olduğunu kabul etmek istemediği kötü taraflarını yansıtacağı (projection) en kolay kurban kendi çocuğudur; üstüne üstlük, bu yansıtma (projection) ve yansıtmayla ilişkili verdiği tepkiler, başkaları tarafından eleştirilmeyeceği, “anne-babalık” adı altında örtbas edileceği için kişi daha rahat davranır. İşte bu yüzden, kişinin en çıplak, en gerçek hali, çocuğuna öfkelendiği zamanki (DEVAMI 👇👇)

Bizim “Ah, anne yüreği işte!” diyerek iç geçirdiğimiz şey çoğu zaman, annenin çocuktan önce de var olan güvensizlikleri, evhamları, zaafları, kişisel zayıflıklarıdır ki bunlar çocuk doğunca ona yöneltilmiştir. Çocuğun ona bakanlara tamamen bağlı, korunmasız bir varlık olması, bakımını üstlenen kişilerin bu duygularını onda dilediğince yaşayabilmesi için eşsiz bir imkan oluşturur. Bu durumda, annenin, olabileceği en korkunç insana çocuğuna karşı dönüşmesi için her tür psikolojik mekanizma hazır ve mevcuttur. Buna bir de çevrenin desteği eklenir. Ne de olsa anne/baba, çocuğunu hastanelik edecek kadar dövmediği, açlığa terk etmediği, ona cinsel tacizde bulunmadığı ve bulunulmasına da göz yummadığı takdirde ne yaparsa yapsın herkes tarafından alkışlanacak, başkalarına sert yahut fazla gelen tepkileri de “anne/baba yüreği”, “çocuğun iyiliği için” gibi yüceltmelerle geçiştirilecektir. Normalde bağıran bir insan değilseniz ve kendinizi çocuğunuza bağırırken buluyorsanız bu, çocuğunuz kötü bir çocuk olduğu için değil, ne çocuk ne de bir başkası siz bunu yaptığınızda sizi gerçekten eleştirmeyeceği içindir. Evet, insan çocukluğudur. Kişinin gerçek kimliğinin, anne/baba olunca ortaya çıktığı gibi. 📌Anne-babalık tecrübesinin herkesi değiştirdiğini söylemiştim. Bu sözü aslında, “Anne/baba olmak, kimseyi değiştirmez; ancak insanın gerçek kişiliğini ortaya çıkarır” şeklinde de değiştirebiliriz. Bir insan, çocuklara nasıl davranıyorsa o’dur; ama bir insan en çok, kendi çocuğuna davranırken kimse o’dur. Şöyle düşünelim. Bir insanın gerçek kalitesini, normalde değil, öfkelendiğinde, kendisini çaresiz hissettiğinde nasıl davrandığı, öfkelendiği kimselere nasıl, ne şekilde tepki verdiği gösterir, değil mi? Bir insanın en çok öfkelendiği kişi çocuğudur; çünkü insanın, kendisine ait olduğunu kabul etmek istemediği kötü taraflarını yansıtacağı (projection) en kolay kurban kendi çocuğudur; üstüne üstlük, bu yansıtma (projection) ve yansıtmayla ilişkili verdiği tepkiler, başkaları tarafından eleştirilmeyeceği, “anne-babalık” adı altında örtbas edileceği için kişi daha rahat davranır. İşte bu yüzden, kişinin en çıplak, en gerçek hali, çocuğuna öfkelendiği zamanki (DEVAMI 👇👇) - 24 days ago

1,668 Likes
144 Comments
0
Jung psikolojisinde “anne arketipi” (mother archetype), zıt kutuplu “melek” (angel) ve “kötü cadı” (witch) arketiplerini aynı anda barındıran, bu iki yöne de gitme potansiyelini içinde barındıran bir arketiptir. Nitekim çocuğun kafasını karıştıran da bu. İngilizcede, “Tanrı’nın çok işi vardı, bu yüzden anneleri yarattı.” diye bir söz duymuştum. Özellikle annenin, çocuğun her daim koruyucu meleği olduğu doğru. Çocuk sahibi olmayı, kolunuz, bacağınız gibi bir azanızın sizden bağımsız dolaşmasına benzeten analojiyi de çok yerinde bulurum. Annenin “melek” tarafı, herkesin kabulü. Anne salt “kötü cadı”dan oluşsaydı, bu, çocuk için (bir açıdan) daha kolay olabilirdi. Ama başkalarının da çocuğun da, annenin “kötü cadı” tarafını “melek” tarafıyla örtbas etmek istemesi, “kötü cadı” tarafı “melek” yanının bir sonucuymuş gibi göstermesi: işte, çocuğu ve bizi anneyi değerlendirirken çıkmaza sokan, çocuğun dramına ve bizim de yetişkinlikteki iç çatışmalarımıza, açmazlarımıza zemin hazırlayan, kendi çocuğumuza ve çocuklara karşı “kötü cadı”ya dönüşmemize neden olan ve tüm bunları görmemizi önleyen, bu. Biz annelere (ve aslında tabii babalara da) ya “melek” ya “kötü cadı”ymış gözüyle bakıyor, bu ikisini birbirinden keskin çizgilerle ayrıymış gibi düşünüyor, mesela kızına tecavüz eden babayı hemen salt “kötü” tarafa oturtuyoruz. Halbuki, Annie Rogers’ın onu bebekliğinden beri cinsel ve fiziksel olarak hayli kötü şekilde istismar eden annesinin bile anne olarak “melek” bir tarafı vardır. Bu annenin, dışarıdan bakıldığında, bizim hep yücelttiğimiz gibi “yemeyen, yediren; giymeyen, giydiren” annelerden çok farklı olduğunu zannetmiyorum. Bizim “istismarcı” olarak kara listeye koyduğumuz anne-babaların çoğu, anne-babalığın yücelttiğimiz vasıflarını fazla fazla, hatta belki benim gözümdeki ideal anne-babadan daha güçlü ve yoğun taşırlar. Ama biz anne-babaları çocukta sadece görünür bir hasar olduğunda, onda da tekmil şekilde suçluyoruz. 📌Masallardaki “üvey anne” karakterinin, gerçek anne kimliğinin bir parçası olduğu artık uzun zamandır bilinmekte. “Kötü kalpli üvey anne”yi, anne arketipinin “kötü cadı” tarafı olarak düşünebiliriz. (DEVAMI YORUMDA, TABLO: @erhancihangiroglu 👇)

Jung psikolojisinde “anne arketipi” (mother archetype), zıt kutuplu “melek” (angel) ve “kötü cadı” (witch) arketiplerini aynı anda barındıran, bu iki yöne de gitme potansiyelini içinde barındıran bir arketiptir. Nitekim çocuğun kafasını karıştıran da bu. İngilizcede, “Tanrı’nın çok işi vardı, bu yüzden anneleri yarattı.” diye bir söz duymuştum. Özellikle annenin, çocuğun her daim koruyucu meleği olduğu doğru. Çocuk sahibi olmayı, kolunuz, bacağınız gibi bir azanızın sizden bağımsız dolaşmasına benzeten analojiyi de çok yerinde bulurum. Annenin “melek” tarafı, herkesin kabulü. Anne salt “kötü cadı”dan oluşsaydı, bu, çocuk için (bir açıdan) daha kolay olabilirdi. Ama başkalarının da çocuğun da, annenin “kötü cadı” tarafını “melek” tarafıyla örtbas etmek istemesi, “kötü cadı” tarafı “melek” yanının bir sonucuymuş gibi göstermesi: işte, çocuğu ve bizi anneyi değerlendirirken çıkmaza sokan, çocuğun dramına ve bizim de yetişkinlikteki iç çatışmalarımıza, açmazlarımıza zemin hazırlayan, kendi çocuğumuza ve çocuklara karşı “kötü cadı”ya dönüşmemize neden olan ve tüm bunları görmemizi önleyen, bu. Biz annelere (ve aslında tabii babalara da) ya “melek” ya “kötü cadı”ymış gözüyle bakıyor, bu ikisini birbirinden keskin çizgilerle ayrıymış gibi düşünüyor, mesela kızına tecavüz eden babayı hemen salt “kötü” tarafa oturtuyoruz. Halbuki, Annie Rogers’ın onu bebekliğinden beri cinsel ve fiziksel olarak hayli kötü şekilde istismar eden annesinin bile anne olarak “melek” bir tarafı vardır. Bu annenin, dışarıdan bakıldığında, bizim hep yücelttiğimiz gibi “yemeyen, yediren; giymeyen, giydiren” annelerden çok farklı olduğunu zannetmiyorum. Bizim “istismarcı” olarak kara listeye koyduğumuz anne-babaların çoğu, anne-babalığın yücelttiğimiz vasıflarını fazla fazla, hatta belki benim gözümdeki ideal anne-babadan daha güçlü ve yoğun taşırlar. Ama biz anne-babaları çocukta sadece görünür bir hasar olduğunda, onda da tekmil şekilde suçluyoruz. 📌Masallardaki “üvey anne” karakterinin, gerçek anne kimliğinin bir parçası olduğu artık uzun zamandır bilinmekte. “Kötü kalpli üvey anne”yi, anne arketipinin “kötü cadı” tarafı olarak düşünebiliriz. (DEVAMI YORUMDA, TABLO: @erhancihangiroglu 👇) - 25 days ago

619 Likes
18 Comments
0
#Repost @erhancihangiroglu with @make_repost
・・・
Uğultu ‘17 
@sena.cihangiroglu koleksiyonu 🖤
#erhancihangiroğlu #art #paint #watercolor

#Repost @erhancihangiroglu with @make_repost ・・・ Uğultu ‘17 @sena.cihangiroglu koleksiyonu 🖤 #erhancihangiroğlu #art #paint #watercolor - 26 days ago

51 Likes
1 Comments
0
Uğultu ‘17 🚩 @sena.cihangiroglu koleksiyonu 🖤
#erhancihangiroğlu #art #paint #watercolor

Uğultu ‘17 🚩 @sena.cihangiroglu koleksiyonu 🖤 #erhancihangiroğlu #art #paint #watercolor - 26 days ago

1,442 Likes
25 Comments
0
Yol Arkadaşım ‘19
48*36 Kağıt üzerine akrilik 
#erhancihangiroğlu #art #paint #drawing #snail #clown

Yol Arkadaşım ‘19 48*36 Kağıt üzerine akrilik #erhancihangiroğlu #art #paint #drawing #snail #clown - 1 month ago

793 Likes
3 Comments
0
Dün akşam beni büyüleyen muhteşem bir ressam ile  tanıştım ve gerçekten çok mutluluk verdi bana sevgili #erhancihangiroğlu bu muhteşem resimleri yarattığın teşekkür ederim 🙏🏻 mutlaka takip etmiyorsanız edin

Dün akşam beni büyüleyen muhteşem bir ressam ile tanıştım ve gerçekten çok mutluluk verdi bana sevgili #erhancihangiroğlu bu muhteşem resimleri yarattığın teşekkür ederim 🙏🏻 mutlaka takip etmiyorsanız edin - 1 month ago

43 Likes
5 Comments
0
Biri benim etlerimi ayıklasın kemiklerimden
Görmeyim hiç gün yüzü dünden bugünden... #erhancihangiroğlu #şiirsokakta #şiirlerim #dolunayvebazigercekler

Biri benim etlerimi ayıklasın kemiklerimden Görmeyim hiç gün yüzü dünden bugünden... #erhancihangiroğlu #şiirsokakta #şiirlerim #dolunayvebazigercekler - 1 month ago

22 Likes
1 Comments
0
Göç II ‘15 🖤
🚩 Erhan Nailoğlu Koleksiyonu 
#erhancihangiroğlu #art #paint #migration

Göç II ‘15 🖤 🚩 Erhan Nailoğlu Koleksiyonu #erhancihangiroğlu #art #paint #migration - 1 month ago

1,208 Likes
12 Comments
0
load more posts
2019 - © Deskgram. All rights reserved.